Günümüzde, çocuktan yetişkine taciz ve istismar vakalarını oldukça sık duymaktayız. Her haberde üzüntümüz ve kızgınlığımız artsa da, birtakım sosyal medya araçlarıyla bu tepkimizi belli etsek de bu tür olaylar azalması bir yana, gün geçtikçe daha da artmaktadır. Bunun birçok sebebi olmakla birlikte, çözüm adına atacağımız en önemli adımlardan biri, mahremiyet eğitimini hem anlamak hem de çocuklarımızı buna göre yetiştirmek olacaktır.
Peki mahremiyet nedir ve eğitimi nasıl verilmelidir?
Mahremiyet, geniş anlamıyla; çocuğun kendi ve başkalarının özel alanının farkında olması, buna göre kendi sınırlarını çizebilmesi ve ileride kendisine yönelik yapılabilecek ihlal, fiziksel ve duygusal istismara karşı kendini koruyabilmesi için var olan donanımını ortaya koyabilmesidir. Mahremiyet, belirttiğimiz gibi aslında çocukta temelde var olan, yaklaşık 3 yaşlarında kendiliğinden oluşmaya başlayan bir iç donanımdır; dolayısıyla gelişimin bir parçasıdır. Ancak bebeklikten itibaren bakım veren kişinin ya da çevrenin bu konudaki ihlalleri, çocuğun mahremiyet algısını zedelemekte ve çocuklar istismar yönelimli kişilere karşı savunmasız hâle gelebilmektedir.
Buna göre çocuklar sınırları ve özel alanları nasıl belirler?
Çocuğun gelişimi içerisinde mahremiyetini zedeleyen ilk davranışlardan biri, tuvalet eğitimi verilmeden önce bebeğin birçok kişi tarafından altının değiştirilmesi, bunun görülmesi ve bebeğin özel bölgelerinin sevme aracı hâline getirilmesidir. Bu durum, genellikle çocukları 3 yaş ve sonrasında, tuvalet eğitimiyle birlikte rahatsız etmeye başlar; ancak çocuklar bir süre sonra bu duruma alışabilir ve ileride olası bir sınır ihlaline karşı tepkisiz kalmayı seçebilirler.
Bu dönemde yapılması gereken; bebeklik döneminde yalnızca bakım veren bir ya da iki kişinin alt değiştirme sürecine dâhil olması, bebeğin özel bölgelerinin oyun ya da sevgi aracı hâline getirilmemesine dikkat edilmesidir. Tuvalet eğitimi sürecinde ve sonrasında ise çocuğun lazımlık kullanırken ortalıkta değil, kendi alanında bulunması; ilerleyen süreçte tuvalet ve temizlik işlemlerini annesi dâhil kimsenin görmesine gerek kalmadan kendi başına yapabilmesinin desteklenmesi önemlidir. Ayrıca sevgi göstergesi adı altında dudaktan öpme gibi uygun olmayan davranışlardan kaçınılmalıdır.
Bu yaklaşımlar sayesinde çocuklar, ilerleyen dönemlerde hem kendi bedenlerini koruyabilecek hem de başkalarının bedenine yönelik ihlallerden uzak durabileceklerdir. Şunu da belirtmek gerekir ki; toplumumuzda yaygın olan, büyüklerin de yer aldığı geniş ailelerde büyüyen çocukların mahremiyeti zedeleyen davranışlara daha fazla maruz kalabilme olasılığı vardır. Bu nedenle ebeveynlerin yalnızca kendi davranışlarına değil, yakın çevredeki bireylerin tutumlarına da dikkat etmeleri gerekmektedir. Çocukların mahremiyet duygusunu kazanabilmeleri için ebeveynlerin bilinçlenmesi kadar, çocuğun sürekli temas hâlinde olduğu yakın çevrenin de davranışlarını bu doğrultuda düzenlemesi önemlidir.
Özel alan ve sınır algısından bahsedecek olursak; özel alan ve kişisel sınır, çocuktan yetişkine her bireyin kendi bedeni çevresinde herkesin giremeyeceği alanı ifade eder. Bu alan çocuklarda yaklaşık 25–45 cm’lik bir mesafeye karşılık gelmekte ve insanın gelişim evrelerinde ilk çocukluk döneminden itibaren oluşmaktadır. Çocuklar 0–3 yaş arasında bu kavramın farkında olmasalar da, ilerleyen yaşlarda özel alan ve sınır kavramını öğrenir ve bu tür ihlallerde rahatsızlık duymaya başlarlar.
Örneğin bazı çocuklar yeni tanıştıkları bir yetişkinin hemen sarılmasını ya da öpmesini istemezler; tuvalet sırasında görülmekten ya da izlenmekten rahatsızlık duyabilirler. Zorla sarılmak, öpmek ya da kendine çekmeye çalışan kişilere karşı tepkilerini ortaya koyabilirler. Yetişkinlere düşen görev, çocukta gelişen bu hassasiyeti ve farkındalığı desteklemektir.
Çocukların iletişim dilinin oyun olduğu düşünüldüğünde, mahremiyetle ilgili çeşitli oyunlar oynanabilir. Örneğin; çocuğa bir örtüyle oyun alanı oluşturulabilir ve evin farklı bölümlerinde bu alan içerisinde dilediğini yapması sağlanabilir. Kollar açık şekilde birbirine değmeden hareket etme oyunu oynanabilir. Ayrıca çocuğun kıyafetini ortak alanlarda değil, kendi odasında değiştirmesi desteklenmeli ve evde herkesin birbirinin odasına kapı tıklayarak girmesi öğretilmelidir. Bu tür uygulamalarla çocuklarda var olan mahremiyet duygusu sağlıklı biçimde desteklenmiş olur.
Çocukların istismar durumlarında duygularını düzenleyebilmesini nasıl destekleyebiliriz?
İnsanın temel varoluşunda üzüntü, öfke, utanç ve tiksinti gibi duygular bulunmaktadır. Bu duygular düşüncelerden farklıdır ve beden içinde kendine özgü bir dile sahiptir. Yeni doğan ve acıkan bir bebeğin ağlaması dahi bir duygunun ifadesidir.
Duyguları düzenleme; yaşam olayları karşısında ortaya çıkan duyguları fark edebilmek, kabul edebilmek ve bastırmadan sağlıklı yollarla ifade edebilme becerisidir. Bu becerinin çocukluktan itibaren gelişmesi gerekir. Çocuk bu donanıma temelde sahip olsa da, bu beceriyi geliştirebilmek için dış dünyadan da destek almalıdır.
Çocuğun duygularını düzenleyebilmesi ve yönetebilmesi, öncelikle ebeveynleri ve çevresi tarafından duygusal alanlarının korunmasıyla mümkündür. Örneğin; çocuğun ağlama, bağırma ya da geri çekilme gibi tepkilerine sert müdahalelerde bulunmadan, eleştirmeden ve yargılamadan yaklaşmak; bu tepkilerin altında yatan temel duyguyu anlamaya çalışmak ve buna yönelik yapıcı çözümler üretmek, çocuğun duygularına saygı duymanın bir göstergesidir.
Çocuk bir duruma tepki verdiğinde, davranışının yanlışlığını sert ifadelerle vurgulayıp suçluluk duygusu oluşturmak yerine, ne hissettiğini çocuğa yansıtmak ve birlikte çözüm aramak daha sağlıklıdır. Zarar verici bir tepki ortaya koyduğunda ise cezalandırmak yerine, temel duygusuna odaklanarak daha sağlıklı bir davranışa yönlendirilmelidir.
Bu yaklaşım sayesinde çocuklar kendi duygularının farkına varabilir, duygularını yönetmeyi öğrenebilir ve gerektiğinde öfkesini ya da diğer temel duygularını sağlıklı biçimde ifade edebilirler. Sürekli eleştirilmek, ayıplanmak ve “el âlem ne der” kaygısının çocuğa aşılanması ise, çocuğun kendi duygularını kabul etme ve düzenleme becerilerini ciddi biçimde zedeleyebilir.
YARARLANILAN KAYNAKLAR
Güneş, A. (2015). Nezaket ve Zarafet için Mahremiyet Eğitimi (37. Baskı). İstanbul: Timaş Yayıncılık, s. 55–70, 90–110.
Greenberg, L. S. (2018). Duygu Odaklı Terapi (Çev. Ed.: Prof. Dr. Seher Balcı Çelik). Ankara: Nobel Yayıncılık, s. 3, 33, 298–300.
Durmuloğlu Saltalı, N. (2010). Duygu Eğitiminin Okul Öncesi Dönem Çocuklarının Duygusal Becerilerine Etkisi. Selçuk Üniversitesi, Doktora Tezi, Konya.
